Elif Ekin Akşit, (2009) "Kadınların Hamamı ve Dönüşümü," Cins Cins Mekan, Ayten Alkan (ed.) İstanbul: Varlık Yayınları, 136-167.



Kadınların Hamamı ve Dönüşümü1


136

Bu makaleyi; kadınların yeni mekânlar tecrübe edebilmesi, kendilerine yeni mekânlar yaratabilmesi için, yeri değiştirilen ve devam edemez hale geldikleri eski mekânlara geri dönerek işe başlamaları projesinin bir parçası olarak yazıyorum (Grosz, 1995: 135, Boys, 1998: 205). Avam addedilen Şengül Hamamına sıkı sıkıya tutunmamın, bir yandan rahatsızlık duyarken öbür yandan onu çevreleyen “tehlikeli” bölgeleri adımlamamın en iyi açıklaması bu gibi geliyor bana, yeni mekânlar için eskilerini sevmek... (Resim 1) Bu yeni ve eski mekânlar ekseninde tarihî hamamın kadınların mekânlarla ilişkisinde sağladığı sürekliliği, hamamlara yapıştırılan yarı-kamusal alan yaftasını ve hamamların kamusunun niteliğini ortak mekân kullanım pratikleri ve sınıfsal/etnik farklılaşmalar üzerinden tartışacağım. Kadın tarihi-felsefesi temeli üzerine derinlemesine görüşmeler, katılımlı gözlem, beraber mahalle yürüyüşleri, film analizi yöntemlerine dayanarak eski ve yeni hamamlara, kadınların şehir kullanma haritalarının bir parçası olarak yeniden bakacağım.


Resim 1: “Evimizin önünü seviyorum ama buraların geri kalanını değil”


Akdeniz çevresindeki kültür mirasını ve ortaklıklarını inceleyen Hamam projesinin Türkiye ayağının alan çalışmasını yürütmem, Fas ayağında katılımcı olmam ve Mısır, Suriye, Filistin ayaklarında yapılan çalışmaları takip etmem vesilesiyle birçok hamamdan haberdar olabildim.2 Gördüğüm ve incelediğim tüm hamamlar içinde büyük Roma hamamına da ev sahipliği yapan Ankara'daki Şengül

136

137

Hamamı, fiziksel olarak erkekler kısmıyla aşağı yukarı aynı olmasıyla oldukça istisnai bir konumda idi. Buna ek olarak, sosyal açıdan erkekler kısmından da, başka bir çok hamamın erkekler ve kadınlar kısımlarından da çok daha zengin işlevli olmasıyla çok etkileyiciydi. Buradaki aslan payı ise farklı mahallelerden kadınların buraya gelmesi için sebep yaratan, toplumsal ağları sürdüren hamam çalışanlarınındı. Kadınların ilişkiyi sürdürme yeteneği, etrafındaki alan giderek daha tehlikeli addedilse, çalışanlar bir yolunu bulup başka semtlere taşınsa, hamamın kendisinin itibarı azalsa da tatlı-sert dilleri, karizmaları ve mahalleyle olan saygılı ilişkileriyle hamamı mahalleye ve içinde bulunduğu şehre sıkıca bağlamaya muktedirdi. Ama ne yazık ki mahalleli maddî durumları ve eskiden ciltlerce kitaba konu olan hamam adabının bozulması sebebiyle artık hamamı kullanmıyordu.

Üstelik bu on altıncı yüzyıl hamamı hem işletmeci hem devlet, devlet içinde de hem belediye hem Vakıflar müdürlüğü tarafından ilgilenilir, öyle veya böyle ayakta dururken, etrafındaki mahalle gün be gün çöküyor, suç merkezi haline geliyordu. Sırf o hamam var diye zenginler tarafından yaptırılmalarına rağmen, bile isteye banyosuz bırakılmış güzel evler bir bir parçalarına ayrılıyordu. Hem de her anlamda. Artık bu evlerde icabında on bir aile birden yaşıyor, içinde yaşanamaz durumda olanlar işçilere ve biraz kendilerini toplayana kadar etraftaki hastanelerde yeni çalışmaya başlayan elemanlara kiralanıyordu. Hiçbirinin hamama gitmeye zamanı ve parası yoktu.

Görece iyi durumdaki evlerin üst katlarında, çoğu zaman ev sahibi ya da ev sahibinin akrabası konumunda, çok daha iyi durumda ve bol zamanı olan kadınlar da yaşıyordu; ama hiçbiri hamama gitmiyordu. Yaşayanların çok çeşitli yerler ve işlerden olduğu bu mahallede kendisini ve çevresini “diğerlerinden” ayırt etmek çok önemliydi ve bu bağlamda da hamama gidenler “hafif” addediliyordu. Mahallede yaşayan ve yaşamış olan kadınların önemli bir kısmının hamamla ilişkileri olduğu zamanla ortaya çıktı, çünkü herkes bu ilişkisini yukarıda zikrettiğim bahanelerin biri veya başkası sebebiyle gizlemeye çalışıyordu. Halbuki, yine aynı kadınların şehirle ilişkisi, gündelik hayatlarından habire çıkarmaya çalıştıkları hamamın tam da göbeğine oturduğu İstiklâl mahallesiyle sınırlıydı.

137

138

Üstelik Şengül'den kurtulsalar, eski bir evliya mezarının üstüne yapıldığı söylenen Marmara hamamıyla onun yanında hastaneler bölgesine hizmet veren otellerin kendi hamamları, Denizciler ve Anafartalar caddeleri gibi orada bulunan diğer eski Ankara evlerinin üzerine yapılan caddelerin ve hastanelerin arasına sıkışmış İstiklâl mahallesine damgalarını vuruyordu.3

Ne var ki, Marmara ve Şengül hamamı dışındakiler daha çok taşradan Ankara'ya iş halletmeye gelmiş ve başka yıkanma şansına sahip olmayan erkek müşterilere hizmet verirken, bu ikisi kadınların devam ettikleri ve devam edenlerinin övdükleri hamamlar olarak mahallenin kadınlarını şehrin geri kalanından gelen kadınlarla sürekli yüz yüze gelmek durumunda bırakıyordu. Bu karşılaşma, tarihini küçük bir semte hapsedip çürümeye bırakan Ankara şehrinde zorlukla tecrübe edilen kadın olma durumlarının en çetrefillilerinden biriydi (Alkan, 2005). Kendi mahallelerinde olan, bir şekilde ilişkide bulundukları, evlerinde banyo da olmadığı halde yine de gidemedikleri hamamın, 2008 senesinde on iki milyon giriş, dörder milyon kese ve masaj paralarını rahatlıkla verebilen, bu paraları vermek ve hamamda “yeniden doğma” hissini yeniden yaşayabilmek için kim bilir kaç vesait değiştiren ya da hatta arabasıyla gelip fahiş fiyatlara otopark mafyasınca ele geçirilmiş İstiklâl mahallesi sokaklarına park eden kadınlar tarafından sahiplenilmesi kuşkusuz tuhaftı. Üstelik buraya gelen, hamamı sahiplenen kadınlarca da, hemen etrafında yaşayıp giden kadınların hamama hiç uğramaması, uğrayanlarının da ancak “pavyon kadınları” ve akşam saatlerinde transseksüeller olması bu semtin tehlikeli boyutuna bir de “pislik” ekliyordu. Dahası, mahalle kendi içinde de ikiye ayrılmış, üst mahalledeki kadınlar alt mahalledeki kadınları daha üst sınıf, alt mahalledeki kadınlar da üst mahalledeki kadınları tehlike dünyasına ait bellemişlerdi.

138

139

Şehirde hamam aracılığıyla hayal etmek istediğimde neresinden tutsam parçalara ayrılan kadınlar taifesinin birbirinden bu denli ayrılığını fark edebilmek, bu mekânı aynen böyle sahiplenebilmek -ve elbette bu makalede tartışacağım daha başka ayrıntılar- beni yeni mekânın ne olduğunu düşünmeye sevk etti. Sınıfsal bölünmüşlükler baki kalmakla beraber, tarihle farklı bir tür ilişki sağlayan parklarda beraber jimnastik yapan kadınları herhalde başka türlü asla hamamla ilişkilendiremezdim...


İlişkiler

Araştırma süreci

Benim daha önce yeni ve bazen de eski hamam ve kaplıcalarda, “acaba dışarıda kim nasıldır, nasıl giyinir” diye kendi kendimle olan küçük tahmin oyunumla başlayan hamam tecrübem, Akdeniz'in ortak mirasının toplumsal ve mekânsal bir haritasını çizmeyi amaçlayan Hamam projesinin Türkiye ayağını gerçekleştirirken kendisine yeni bir rota çizdi.

On bir ülkenin katılımıyla süren proje için Mısırlı, Faslı, Suriyeli, Türkiyeli, Avusturyalı çoğu kadın araştırmacı ekibimiz 2006 Temmuz’unda Türkiye'ye gelmişti. Onların gelmesi için gerekli araştırma süreci 2006 Şubat’ında başlamış, onlar gittikten sonra da devam etmişti. Ekibin tamamıyla hamama gitmeden birkaç gün önce tanışmış, farklı ülkelerin hamam tecrübelerini dinlemiş, araştırmalarımızın o ana kadar ortaya çıkan sonuçlarını karşılaştırmıştık. Örneğin Mısır'da hamamlar çok güzel olmakla beraber alt sınıfla özdeşleştikleri oranda bakımsızlaşmış ve dolaylı olarak orta ve alt orta sınıflarca artık temizlikle değil uygunsuzlukla anılmaya başlanmıştı (Resim 2, Resim 3). Bu sınıflardan kadınlar ve erkekler kendilerini ayırt etme ihtiyacı duyuyor, hamama gitmeye, girerken görülmeye çekiniyorlardı. Hamam alışkanlığının ve havasının buna benzer söylemlere rağmen yeni burjuva sınıflara daha doğrudan aktarıldığı Libya, Tunus, Fas, Cezayir ve Suriye'de ise, bizde olduğu gibi sadece tarihi hamamlar yoktu ve yeni hamamlar da açılıyordu. Kısacası, beraber hamama gidene kadar da hayli kaynaşmış, beraber terlemiştik, ama iş üzerinden.

139

140

Hiç kaynaşılamayan durumlar da söz konusuydu, mimarlar ve sosyal bilimcilerin, dilbilimciler ve şehir plancıların birarada olduğu bir projede hiyerarşik dengelenmeler hayli vakit alıyordu ve birkaç günde halledilecek mesele de değildi doğrusu.

Birkaç gün içinde tanışmış, çalışıp tartışmış bir grubun, hamama gidileceğinde ikiye ayrılması da kayda değer bir tecrübeydi. Hamama topluca giderek Şengül hamamını ve içinde bulunduğu İstiklâl mahallesini çalışmaya başlamak fikri birdenbire gelişmişti. Daha önce bir süredir buraya gidip gelmekte olan benim naçizane fikrim, hamamın içinde grup olarak çalışmaya en az bir kez yıkandıktan sonra başlanmasıydı. Zira hamam çalışanlarından oluşan ve biraz sonra değineceğim kadınlar, orada, hamamda, önümüzde, çıplaktılar. Ne sorduysak yanıtlamış, gayet de sıcak karşılamışlardı geliş gidişlerimizi. Ama neredeyse yetmiş kişiye ulaşan ve “yabancı”ların ağırlıklı olduğu bir grubun işi aynı şekilde kolay olmayabilirdi. Hem bu çıplaklık bence bilimsel araştırmaya dair çok daha önemli bir bam teline basıyordu: Araştıranın ve araştırılanın eşitsizliği. Yani araştırıcının araştırdığının önünde aynı çıplaklıkla durması, tamamen olmasa bile en azından bir boyutta eşitliği sağlayacaktı. Ne de olsa beraber yıkanmak, hamamların orijini olan Roma'da da küçük/avam görülüyor olmakla beraber, kamusal diyalog açısından da değerlendirilmeye devam ediyordu (Fagan, 2002: 190-192). Beraber yıkanmaya karar verdikten sonra, hamamın hangi kısmına kimler gidiyor, ne zaman gidiyor diye bir panik havası oluştu. Hamamın içinde kadınlar dışardaki kadınlardan, erkekler dışardaki erkeklerden farklılaşıyordu belki birbirlerine benzerken bir yandan, ama sadece hamam fikrinin gözümüzün önünde canlanması bile bizi birbirimizden o ana kadar gelişmedik bir şekilde farklılaştırmıştı.

Yıkanmaya başladıktan, herkes yeterince terledikten, ortam yeterli derecede buharlandıktan sonra, bu sürekli gittiğim ama ilk kez yıkandığım hamamda, herkes bilgi talebiyle kolumdan çekiştirirken bile orada olmak çok rahatlatıcı ve kaynaştırıcıydı. İlk ve tek kez o zaman bir hamam çalışanı gibi hissettim. Oraya gelen kadınların taleplerini karşılamanın meşakkatli ve zevkli tarafını fark ettim.

140

141

Çalışanların talep karşılama işlevi sadece hamamın içiyle kısıtlı kalmıyor ve hamamın dünyayla ilişkisini de daha sonra sözünü edeceğim Vakıflar Müdürlüğü veya belediye değil, hatta reklam yapmaktan bile isteye kaçınan işletme bile değil, bu kadınlar sağlıyor. Kazandıkları paranın ve görevlerinin çok ötesinde, mekânın sağladığı duygusal dışavurum avantajlarını da kullanarak bakım ve özen sağlıyorlar (Franck, 2000: 299-300). Şengül hamamının etrafını çevreleyen İstiklâl mahallesiyle tamamen kopuk görünümüne karşın, hamam çalışanlarının hepsi bir zamanlar buralarda oturmuşlar, mahalleyle bağlantıyı devam ettiriyorlar ve asla saygıda kusur etmiyorlar. Onun dışında, gelenlere de bozuk ağızlarıyla kendilerini sultanlar gibi hissettirerek -nasıl yaptıklarına şaşmamak elde değil- Ankara'nın kalbi Ulus semti şehirden giderek koparken, hamam müşterilerinin kopmamasını sağlıyorlar.4 Ve finalde, göbekte beraber terlemek var ki, tüm çatışmalara, havada uçuşan takunayalara vesaireye rağmen bir birliktelik hissi yaratıyor, ve herhalde kadınlar hamama bu yüzden bir daha, bir daha geliyor...


Kamusallık

Ortak mekân kullanım pratiklerini ve sınıfsal/etnik farklılaşmaların en net dışavurumunu hamamda çatışma kültürü sağlıyor ve çatışmaların bir numaralı uzlaştırıcısı da yine natırlar. Biz oradayken birbirinin kızını istemiş ve alamamış olan iki aile karşılaşıp birbirlerine takunya atmaya başlayıp soluğu karakolda aldıklarında, bu çatışmanın diğer müşterileri en az etkilemesi, katılımcılarının da işi fazla hasarsız atlatması natırların eseriydi. Yine de etnik ve sınıfsal ayrılıklar kendisini hamamın içinden çok yukarıda, girişte, herkesin etrafına oturduğu büyük masada belli ediyor. Hamamın içindeki çatışmalar, daha çok birbirinin üzerine su sıçratma gibi hamam adabına aykırı hareketler sonucunda oluşuyor. Ya da birbirini önceden tanıyan ve husumet yaşayan kadınlar, burada birbirlerinden kaçamayacakları kadar yakınlaştıkları anda çatışıyor.

141

142

Hamamda çatışmanın en tipik örneği, on dokuzuncu yüzyıl sonunda geçen ve kendisi de bir paşa ailesinden gelen Nazım Hikmet tarafından yazılan, seneler sonra Kartal Tibet tarafından filme alınan Tosun Paşa filminde geçiyor. Hamamda Leyla'yı (Müjde Ar) paylaşamayan ve önce çalgılı çalgılı atışıp “o kurnadan bu kurnaya çirkef” sıçrama anında saç saça baş başa kavgaya tutuşan Seferoğulları ve Tellioğulları kadınlarının hamam sahnesi popüler kültürün en ünlü hamam sahnesi herhalde (Tibet, 1976). Sanki hamam bu iki saftan ibaretmiş gibi kurgulanıyor. (Resim 4, Resim 5) Ama bir de Leyla var arada. Oryantalist bir tablodan çıkmışçasına çekici Müjde Ar, memnun memnun gülümsüyor yandan poz verirken. Hamamın hala kullanıldığı günleri canlandıran ve hamamın artık kullanılmamaya başladığı günlerde çekilen bu sahnede, Leyla'nın güzel bedeni, hatta yanındaki siyahi kölesi, benzerliğin değil farklılığın altını çiziyor.

Otuz sene sonra, hamam âdetlerinin -kıyafetlerin, yemeklerin nerede yendiğinin, yaşlı kadınların hamamdaki itibarının- ne kadar değiştiğinin farkına varmadan hamam mekânının muallâk bir geçmişi yeniden üretmek anlamına geldiğini düşünen Hakan Algül ise Döngel Kârhanesi filminde oryantalistler gibi buharın büyüsüne kapılıyor ve kadın bedenlerinin birbirinden farklı olmadığı, toplumsal bağlamlarının bulunmadığı değişmez bir dünya kuruyor... Türkiye menşeli birçok film ve video klipteki gibi Döngel Kârhanesi de hamam sahneleri ile süslü. Sahiden süslü, çünkü hamam kadar güzel görünen ve içindekileri güzel gösteren az mekân vardır herhalde. Söz konusu sahnelerin ilkinde, Döngel çalışanları ile kasabanın diğer kadınları arasında büyük bir kavga yaşanırken, ikincisinde kasabanın evli barklı kadınları Döngel çalışanlarını yıkıyor (Algül, 2005).

Filmin kurgusu açısından belki bu iki sahne birbiriyle büyük kontrast teşkil ediyor ama aslında hamama giden bir çok kadının da kaçınılmaz olarak fark etmiş olacağı şekilde, bu iki sahne arasında zıtlıktan çok benzerlik var: Zira bedenlerin olağanüstü güzellikte gözüktüğü eşsiz bir mekân olarak hamam, aynı zamanda hiçbir üniformanın sunamadığı bir benzerlik alanı oluşturuyor.

142

143

Yani hayli yüksekteki birkaç delikten gelen ve hem aşağı kadar gelirken hem de buharın içinde defalarca süzülen ışığıyla hamam, birbirleriyle tamamen aynı kıyafetler -kırmızı/sarı/beyaz peştamaller- içindeki bu iki grup kadının farklarından çok benzerliklerinin altını çiziyor.

Joan Scott, deneyimin, toplumsal cinsiyet analizini ve tarihsel sorgulamayı öncelemese de, söz konusu deneyimin bağlamına ve onu üreten sisteme dair sorular sorabilmek için elzem olduğunu söyler. Toplu bir yıkanma alanında, mavi ışıkta birbirine ulanmış görünen bir erkek bedenleri kitlesinden söz eden Samuel Delaney'in hatıralarıyla anlatır bunu; söz konusu bedenler kitlesinin kendisini büyüleyen ve korkutan diğerlerinden farkını Delaney deneyimle fark eder, ama Scott böyle devleştirilmiş fark ediş anlarının değil, deneyimin tarihsel bağlamlandırılmasının ışığı olacak bir deneyimin yanındadır (1992). Yukarıda söz konusu ettiğim film sahnelerinde konu edilen tarihi hamamlarda da, günlük hayattan bir salon kapısı açımı uzaklıkta, mavi bir ışık değil ama belki biraz buharla, yakın mesafelerde sırtlarımızı sabunlarken hamamın farklı tarihsel kullanımlarını hayal etmek ve ne zaman, mesela, mahalleden ve mahalleliden kopulduğunu sorabilmek için bir araç bizim deneyimimiz. Biz, mahallenin gülleri, ağır ablaları ve hanımları, icabında yabancılar, dışardan gelenler, hamam çalışanları ve onların arkadaşları, en çok da bir kaç metre ötedeki mahalleden neden çok farklıyız? Daha bir kaç adım atınca çıkılan mahallede etnik ve ekonomik farklarıyla birbirlerinden farklı alemlerde yaşayan ve birbirine hiç benzemeyebilen kadınlardan mesela... Hamamdan çıkınca geçici bir süre aklımız bir karış havada, rahatlamış, yeniden doğmuş gibi gezdikten sonra geri döneceğimiz rollerimizden farklıyız.

Aslında hamam içindeki bu farklılık, mahalleli kadınların canını sıktığı kadar araştırmaya gelen grubun bir kısmının da canını sıkmıştı. Hamama eşcinsellerin ve pavyon kadınlarının takıldığını anlattığımdaki paniği pek beklemiyordum aslında. Zira oldukça muhafazakâr bir semt olan Ulus'ta, köşedeki büfeci bile kendisinin de karısının da hamama pek gitmediğini ama gittiğinde kim gelirse gelsin oranın temiz ve temizleyen bir alan olduğunu, herkesle de beraber yıkandığını söylemişti. Gerçi eşcinsel erkeklerin örgütlü olanlarının niyeti, bu çeşit bir kabullenilme hiç değildi.

143

144

KAOS GL gönüllülerinden Umut ve Gani Antep, Erzurum ve benzeri şehirlerde eşcinselliğin zaten hamamların doğal bir parçası olduğunu ama Şengül hamamının özellikle eşcinsellerin olabileceğini, bu vesileyle de kimlik politikalarının bir parçası olabileceğini düşünüyorlardı. Zaten popüler kültürde hamamın temsilinin en önemli örnekleri de bu çizgideydi. (Resim 7) Ferzan Özpetek'in meşhur Hamam filmi, tarihiyle İstanbul'da bir hamamda buluşan İtalyan bir adamın karısının en sonunda hamamı sahiplenmesi hikâyesiydi (1997). Aslında hamama da normalin üstünde bir sahiplenilme, ulusal ve uluslararası tanınma ve dolayısıyla para kazandıran bu siyaset düzenli olarak darbe yese de son zamanlarda iyice sekteye uğramıştı. İşletmeci, eşcinsellerin geliyor olmasından ve bu minvalde gözlerin üstlerinde olmasından hoşnut değildi; “erkekler tarafını temelli kapatacağım. Bana kadınlarım yeter,” diyordu. Hamamın kapısının bazı insanlara açık, bazı insanlara kapalı olması zaten yeterince garip ve zor sürdürülebilir bir durumken, eşcinseller de kapının onlara sadece açık ya da sadece kapalı olmadığını, kimi zamanlar açık kimi zamanlar kapalı olduğunu ve bunu oldukça keyfi bulduklarını söylüyorlardı

Kadınlar tarafında bu çeşit bir çetrefillilik yoktu. Hamam her ne kadar lezbiyen edebiyatta da yer alsa da, eşcinsellik erkekler tarafı için kimi zaman tam da konusu kapatılmaya çalışılırken konuşulan bir olgu iken, kadınlar tarafında doğrudan beğeni ifadeleriyle daha rahat yaşanıyor ve buna paralel olarak hiç ifade edilmiyordu (Rasim, 1997). İşin garip tarafı, aslında kadınlar tarafı türlü konuların çok rahat ifade edildiği ve adeta kamusal bir diyaloğun yaşandığı bir mekândı. Hamamın buharları arasında beğeni de şikayet de daha doğrudan -beden diliyle- ifade edilirken, büyük masa etrafındaki çeşitlilik hemcinsler arasında yeni bir kamusallık yaratıyordu. Bu kamusallıkla ve daha önce sözünü ettiğim, hiçbir hamamda benzeri bulunmayan, etrafında toplanılan büyük masayla ilk karşılaşmam şöyleydi: İstiklâl mahallesini Anafartalar Caddesi’nden ayıran merdivenlere daha yakın olan erkekler tarafında bir süre oyalandıktan -burada çalışanlar kapının önünde daha çok bulunuyorlardı zira- ve kadınlar kısmının kendine özgü, bağımsız ve hoş kabartmalı kapısının önünde birkaç fotoğraf çekindikten sonra içeri girmeyi akıl etmiştik.

144

145

Erkekler kısmına oranla mahalleyle çok daha içiçe duran kadınlar kısmının kapısının önünden takım elbiseleriyle Kurtlar Vadisi'nden çıkmışa benzeyen bir grup genç adam dünyaya sataşarak geçti tam biz adımımızı atarken. Gerisi kolaydı aslında: Büyük, masif kapı ardına kadar açıktı ve içerdeki ufakçana, hafif, evlerimizin içinde kullandığımız cinsten kapıyı açtığımız anda kendimizi hamamın renkli dünyasında bulduk. Sadece bir konuşma alışkanlığından değildi Şengül hamamının rengi. Buraya yıkanmaya, ağdaya, öte beri satmaya ya da bazen bizim gibi sohbet etmeye gelen kadınların çeşitliliğinden kaynaklanıyordu. Bir de hamamın yapısından.

Neredeyse tamamen simetriği olan erkekler kısmında5 çalışmayan bir şadırvanla süslenmiş ve erkeklerin birbiriyle temas etmeden, ayrık ayrık dinlendikleri ve yeni gelenlerin kabul edildiği bu avlu, -daha sonra Kaos GL’den Umut ve Gani sağolsunlar, buradan peştamalleriyle kafalarını rahatlıkla dışarı uzatan erkeklerin benim aynı rahatlıkla içeri girmeme aldıracakları tahminimden vazgeçecektim- kadınlar kısmında çok farklı kullanılıyordu. Büyük dikdörtgen bir masa etrafında gününe göre ağdasını yaptıran, gününe göre tişörtünü satın alan müşteriler, saatine göre hamamın sıcak bölümünden çıkmış her an geri dönmek üzere dinlenen başka müşteriler, akşamları da kıyafetlerini giyinmiş başörtülerini kuşanmış eve gidip yemek pişirmek üzere birbirini bekleyen natırlar vardı. Ama biz girdiğimizde ağdanın ağırlıkta olduğu bir gündüzdü ve yemekli kokteyllerde etrafında bir araya gelinmesine alıştığımız büyük masanın etrafında türlü çıplaklık ve giyiniklikte kadınlar oturuyordu.

Bu noktada, her ne kadar mavi bir ışığın birbirine benzettiği eşcinsellerle, çıplaklıktan ve bulunulan mekândan başka bir alâkaları olmasa da ve kadınlar tam da farklılıklarıyla orada olsalar da Delaney'in duyduğu korkuyu çok iyi anladığımı söylemeliyim. 145

146

Ciğerinden gelip boğazında tıkanan nefesin, her an bir yeni harekete geçmenin beklendiğini düşünürken, beni orada, aslında bu gördüğün manzaranın -her an dahil olabileceğin bir farklılığın- gerçekliğine kendini inandırmak için birkaç dakika, birkaç dakika daha oracıkta dikilmek istediğin eşikte tutmaya devam ederken mesela... Hele Seda Sayan, Güllü, Gülben Ergen gibi ünlüler ve onların geliş hikâyeleri anlatılmaya başlasın, geçecek bu tedirginlik. Bir yandan övünülen geçmiş ziyaretler, üstün bir farklılığın dile gelmesi, öte yandan da mesleğini açık açık söylemeyen pavyon kadınlarının başka kadınlara göre o kadar da üstün olmadığı düşünülen farklılığını dengeleyen bir unsur bu hikâyeler. Kimin daha sıcak kimin mesafeli olduğu, kimin kaynaştığı kimin uzak durduğu meselesine verilen önem ise kapının eşiğinde öyle uzun uzun durmamakta fayda olduğunu gösteriyor.

Kamusal diyaloğun tanık olduğum ilk örneği de derhal yaşanıyordu: Bizi ilk karşılayan natıra, “Dışarıda hamam için ‘havuzlu’ yazıyordu, kadınlar da kullanıyor mu” diye sorduğumuzda, “Eskiden kadınlar da kullanıyordu, ama onlar gibi kullanamıyor tabii kadınlar, pis. Artık sadece erkeklere,” diye yanıtlıyordu. Hamamda kadın sağlığı konusunda ne zaman öbür türlü çok iyi çalışan sağlık müdürlüklerine, ya da Avrupa'dan gelen sağlıkçılara bir soru sorsam, aldığım muallâk yanıtlar bu konuda fazladan hiçbir duyarlılığın olmadığını gösteriyordu. Bu minvalde aslında kadınların ortak havuz kullanamayacakları hükmüyle başlayan diyalog içine natırların, arkadaşlarının, müşterilerinin ve benim katıldığım bir sohbette, kadın sağlığı açısından ilk net önerilerin gelişmesi, aslında korkularla yüzleşebilmek için daha önceki girişimlerimden daha sağlam bir bir köprü oluşturuyordu: Kadınların yanlarında taşıyabilecekleri, sadece kendileri için plastik bir oturak. Bir süre sonra fark edecektik ki Fas'lı kadınlar zemini toprak olan hamama giderken yanlarında muşamba bir bez taşıyordu. Ama Türkiye'deki hamamlar gibi zaten yerden yüksek oturma yerleri bulunan ve mermerden hamamlar için taburenin sadece üst kısmı gibi bir oturak çok daha iyi bir çözüm gibi gözüküyordu.

Oturak önerisiyle gelen genç ve konuşkan hanım otuz yaşında imiş, on beş yaşında anne olmuştu.

146

147

Bir ara Ayaş'taki kaplıcada çalışma teklifi gelmiş, o da “havuza girmeden herkesin banyo yapması şartıyla,” demiş. “Bu bizim hamam bile daha temiz” diyor, ayrıca “kuru su”yun pisliği alabileceğine inanmıyordu. Kadın sağlığı ve temizlik konularında tanıştığım en duyarlı kişi olan ve hâlâ biri annesinde biri de eski kocasında duran iki çocuğuna ev alabilecek durumda olan hanımın aşk hayatı ve politik görüşleri, sağımdaki -kendisi de onun gibi kendisine ve oğluna ev almış olan- hamamın en karizmatik natırının “boşuna kadınlar hamamı demiyorlar buraya” nidasını hak edecek bir hareketlilik yaratıyordu. Kendisine durmadan yalan söyleyen sevgilisinden sevgi isteğini, çocukları ihmal etmesiyle bir tutan başka bir hamam çalışanı da, “Dokuz tane koca bulsan o iki çocuğun tırnağı etmez ama sevgi istiyorsan inanacaksın yalanına” bombasıyla keşmekeşe katılıyordu. Herkes birbirine giriyor, gülüşmeler, bir dağılma yaşanıyordu... Sevgi, aile, belediyecilik, temizlik, iş hayatı konularının birbirinin içinde ve rahatlıkla tartışıldığı bu masadaki kamusallık daha önce rastladığım türden değildi.

Kadınların biraraya geldiği birçok ortamda değeri yaygın olarak bilinmese de benzeri diyalogların geliştiğini her zaman teslim etmeli, ama hamamlar ve güzellik salonları gibi ortamlarda bedenler üzerinden kurulan diyaloğun şaşırtıcı derinliğini de görmezden gelmemeli. Pide salonu, aile salonu, düğün salonu gibi salon kavramıyla kamusal alan olduğunun altı çizilen güzellik salonu da kuşkusuz kadınların kamusal alandaki yerine dair önemli şeyler söylüyor.6 Bezik ve briç salonu ya da atari salonu gibi içinde kadınların yer almadığı formülasyonlar ve örneğin pide salonunda bulunan aile salonu, kadınların değil de yanında kadın olan erkeklerin rahat etmesi için tasarlanmış görünüyor. Bu tip salonlar bir yandan kadınlarla alâkalıymış gibi görünürken, diğer yandan kamusal alanın erkek niteliğinin altını çiziyor. Düğün salonu ise “salon”u mecburen ele geçiren bir aile salonu adeta; ama güzellik salonu, hamam kültüründen de aldığı mirasla, kadınların tanımadıkları kadınlarla bir araya geldiği ve hamam muhabbetini devam ettirdikleri modern bir yapı olarak karşımıza çıkmaya devam ediyor.

147

148

Gerçi güzellik salonları farklı kalitelerde ve farklı gelir gruplarına göre oldukça kesin ayrımlarla düzenlenmiş; ama eski bir semtteki tarihi hamam, en azından orta sınıfın çeşitlemelerine hitap ettiği için, bu diyaloğun daha da zengin olduğu söylenmeli.

Bu noktada, yani kadınlar hamamının kavgalara ve bedenlerin sonuna kadar ve çok çeşitli katılımlarına alan yaratan ortamında etnik çeşitlilik ve sınıf çeşitliliği de, sevgiye ve temizliğe dair öğütler gibi, aynı masanın başında ya da oda paylaşamama kavgalarında ortaya çıkıyor. Başka bir gün mesela, sol yanımdaki kadın Diyarbakır’da çok hamamın olduğunu hamam kültürünün esas orada olduğunu, eskiden şehirden içeriye gelen kervanları hamama sokmadan, elbiselerini de yakmadan şehre almadıklarını, kadınların haftada bir hamama gittiğini, o gün kocalardan “zengininin de yoksulunun da kırosunun da” karısına hiç iş yaptırmadığını ve yemeği kendilerinin yaptığını, zengin kadınların kız beğenmeye hamama gitmek için tüm gün belli bir havuzu kapattıklarını, evin hizmetçisinin de sabah gidip tas atarak bu havuzu kapattığını, bazen bilerek bu tas-havuz bağlamında kavga çıkarıldığını, beğenilen kızın kavgadaki tutumuna göre evdeki olası tutumu hakkında yargıya varıldığını anlatırken, sağ tarafımdaki natır da “Ben istemem doğunun hiçbir şeyini, orada töre cinayetleri var. Adamın biri yine doğramış kız kardeşini, bir de soğukkanlılıkla ‘kuşağını ben bağlamıştım’ diyor,” diyordu... Bu birbirine değmeden geçer görünen çift yönlü monoloğun belki bir sebebi üst sınıftan gözüken Diyarbakırlı hanımın, Mısırlı dostumun deyimiyle, “beledî” ya da gündelik kavgalarıyla avam sayılabilecek Şengül Hamamına ilişkin tavrı ya da bu hanım ve arkadaşının sadece kendi getirdiklerini yeyip içmeleriydi... Her ne kadar “avam” bir hamamda bulunsalar da, tartışmanın her iki tarafı da hamamda adap konularına önem veriyordu: Aynı masayı paylaşıyor olmanın ve mesela tamamen giyinik-zırhlı olmamanın getirdiği tüm incinebilirliğe rağmen, birbirlerini incitmemek için azamî gayret sarf ettiler.

Toplumsal cinsiyet ve mekânın toplumsal oluşumunu anlatan bir makalede, Fransa sahillerinde bedenin adım adım kamusal alana girmesi anlatılıyor. Burada girmesi en problemli yer kadınların memeleri, çünkü avret yeri olmalarının yanında hareket halindeler ve bu yüzden sürekli yeniden dikkat çekerek tepkiye sebep oluyorlar.

148

149

Burada tasvir edilen kamusal alan, diyaloğun sürekli doğrudan bakışlarla da değil gözücuyla birbirini tartmak ve bu değerlendirme neticesinde dahil olmanın ağırlıklı olduğu bir birliktelik. İnfial de bu çerçevede kamusal alana dair bir özellik. Halbuki hamamda vücudun yemekle içmekle beraber diyaloğa dahil olması “çirkin” değil, ama nasıl dahil olacağı orada da, bu sefer sesli bir diyaloğun bir parçası (Löw, 2006: 122).

Edep meselesi, hamam tarihî bir mekân olarak düşünüldüğünde iyice merkeze oturuyor. Grosz, büyük filozoflara dayanarak, zamanın mekân üstündeki hegemonisinden söz eder (Grosz, 1995: 98). Ona göre, aslında mekân da en az zaman kadar gözle görülmez elle tutulmaz iken, mekân daha hayatın içinde imiş gibi davranılıyor. Halbuki Türkiye'de tersi söz konusu. Mekânların, özellikle kamusal mekânların değeri pek azken, mekândan bağımsız bir tarihin değeri var. (Resim 9) Değer açısından soyut bir tarih, milliyetçiliğin temel olduğu ulus-devletlerin bir çoğu için kaçınılmaz görünüyor. Evliya Çelebi'de veya Binbir Gece Masalları’nda geçtiği haliyle hamamlar sadece yeniden, yeni tarih kurgularında yer aldılar mı anlam kazanıyor (Mardrus, 1986: 1-2; Dankoff, 2004: 50). Tosun Paşa komedisi de tam da bu değeri yeniden yaratırken dalga geçtiği için bu kadar başarılı herhalde.

Hâlâ tartışması canlı olarak devam eden hamam adabı konuları, bu anlamda sanki ne zaman geride kaldığı belli olmayan bir tarihe aitmiş gibi davranılıyor hamamda bir yandan. Öte yandan gün be gün yeniden pazarlığı yapılıyor ve karara bağlanıyor. Bu anlamda zamanla mekânın birbirinden ayrılmazlığı ve tarihin sırf zamanda değil mekânda da oluştuğunun ipuçlarını veriyor edep meselesi.

Edep

Hamamın soğuk, ılık ve sıcak bölümleri gibi, hamamın tarihsel kullanımının şimdi vardığı noktanın da soğuk, ılık ve sıcak halleri var. Soğuk kısımdan geçip sıcak kısma gelindiğinde kimi zaman, hele ki hamam boş olduğunda, mermer tüm sıcaklığa rağmen insanı ürkütüyor.

149

150

Farklı odalarda biraraya gelmiş kadınlarla suyu paylaşacağınızda ne kadar yalnız olduğunuzu hatırlıyorsunuz mesela. Yaşlı kadınlar genellikle bu tip odalarda, yalnız başlarına ve çırılçıplak yıkanıyor. Bir çok hikâyede hamam adabının koruyucusu ve devam ettiricisi olarak hatırlanan kadınlar, hamamın değişmekte olan âdetlerinden de boşamışlar kendilerini, yardımsız, desteksiz yıkanmaya çalışıyorlar.7

Bu durum biraz da Türkiye'yi yakından etkileyen geleneğin nerede bitip dinin nerede başladığının karışması ve değişim yaşanırken neyin değişmeyeceğinin anlaşılamaması problemiyle ilintili. Hamama giriş, yani soğukluk bölümündeki geçicilik hissi bunları insana fazla hissettirmezken, içerde yaşanan krizi popüler medyada tartışılan iki örnek üzerinden anlatmaya çalışacağım: 2004 baharında Ukrayna uyruklu Hristiyan Olena Aratemur, Ümraniye'de bir spor merkezinden, boynundaki haç nedeniyle atılmış, üyelik için kredi kartı ile yaptığı ödeme nakit para olarak iade edilse de gözyaşlarına hakim olamayan Aratemur'u, sakinleşmek için gittiği havuzda, dışarıda çarşaflı olduğunu söyleyen genç bir kadın teselli etmişti (Kınalı, 2004). Mehmet Nuri Yılmaz, Aratemur'a yapılanın “son derece yanlış olduğunu belirterek,” Gayrimüslimlerle Müslümanların bir araya gelmesi, spor yapması, ticaret yapmasının dinen yasak olmadığını söylemişti.

Halbuki sorun, bir bir araya gelme sorunu değildi ve olaya aslında her iki taraftaki kadınların da gözüyle bakmayı reddeden gazete haberleri, kadınların hep beraber nerede ve daha da önemlisi kiminle soyunacakları, avret yerlerinin kime açılıp kimden saklanacağı meselesini bir dünya barışı meselesi olarak sunmayı tercih etmişlerdi... Zekeriya Beyaz ve Hasan Elik'ten yapılan alıntılarda, sorun, “eski dönemlerde daha çok savaş esasına dayanan, toplumlar arası ilişkilerde önemli rol oynayan din farklılığına bakış”a yorulmuştu ve “bugün dünya barışına uygun davranmak gerekir,” sonucuna varılmıştı! (Kınalı, 2004)

150

151

Bu yorumlardan söz konusu spor salonuna devam eden mutaassıp hanımların kaygıları tam dışa vurulamamış olacak ki “tesettürlü otel” havuzu bağlamında aynı olay bir kez daha sahnelendi. Otelin genel müdürü "Otelde kadın ve erkek havuzları ayrıldı. Kadınlara biri açık, diğeri kapalı iki havuz yapıldı. Kadınlar havuzuna altı yaş üstü erkek çocuklar ve Müslüman olmayan kadınlar alınmıyor. Sezon sonuna kadar daha önce üyelik almış müşteriler, kadın erkek karışık üçüncü bir havuza girebiliyor. Tek şart üstsüz güneşlenmemek. Otelimize gelmek isteyenlere bunu anlatıyoruz, kabul edenler geliyor," diyerek, “dünya barışına uygun” çözüm bulmak için ne kadar çok çeşitliliğe gitmek durumunda olduklarını özetliyordu ( Sarıipek, 2006).

Bu modern tesislerin diğer modern tesislerle oluşturdukları -haber değeri taşıyan- zıtlık ve hamam ile teşkil ettikleri benzerlik bu tip haberlerde bir türlü doğrudan ifade edilmeyen dini kurallara uymaktan daha farklı boyutları da olan bir mesele. Tarihi hamamlar ve İstiklâl'in de içinde bulunduğu eski mahalleler 1930lardan itibaren, önde gelen ailelerin modern Ankara'nın yeni yüzü olan ve herhalde en büyük yeniliği ve modernliği banyosu olan Yenişehir'deki evlere geçmeye başlamasıyla düşüşe geçiyor. Yeni evler eski Ankara evlerinin, banyoları da hamamların yerini alıyor ve hamamın toplumsal hayattaki en radikal düşüşüne yol açıyor. 1960’lardan itibaren ve özellikle 1980’lerde evlerde yaygınlaşan ve konforlulaşan banyolarla dönüşüm tamamlanıyor. (Resim 10) Evlere temizliğe giden ama orta sınıf idealine uydurmak zorunda olduğu evler ve yaşamlardan çok farklı bir yaşam süren, örneğin evinde banyosu olmayan ve bu yönüyle evlere temizliğe giden bir çok kadını temsil eden Fazilet karakterinin hikâyesinin anlatıldığı Fazilet filminde mesela, bu yazıda da tartışıldığı gibi, birçok filmde hamam önemli bir yer tutarken, hamamın eksikliğini görebiliyoruz. (Resim 11)

Bu yokoluşa rağmen kendini ayakta tutan hamamlar ise ağda -hatta 2006 senesinden beri Karacabey hamamında kablosuz internet- gibi ek hizmetler sayesinde yüksek fiyatlarıyla ancak bulundukları semtlerde eskiden oturmuş, zamanında şehrin daha muteber bir bölgesine göçmüş ve çoğunlukla orta sınıf “eski mahalleli” kadınlara hitap edebilmiş.

151

152

Hamam için söz konusu olan ve başında “temizlik imandan gelir” olabilecekken, birçok ilmihalde sadece “kadınlar eğer evlerinde hamamları varsa hamama gitmesinler” gibi dini kuralların hamamdan uzaklaştırdığı alt sınıf mahallelilerse şimdilerde dokuz milyon giriş artı altı milyon kese ve masaja tekabül eden az çok standart ve ödenmesi gereken asgari miktarı ödeyememiş. Yakın zamana kadar benzeri şekilde alt sınıf tabir edilen ama üst orta sınıflığa terfi eden muhafazakâr kadınlarsa uzun ve ayrıntılı nizamnâmelerin uygulama alanı olan bir zamanki hamamların nizamını söz konusu modern tesislere farklı şekillerde de olsa taşıyınca bir süreklilik ortaya çıkmış (Hamamcılar Esnafı, 1337). Söz konusu spor salonu ve otel havuzu gibi hamam da, farklı kadınların görünürde eşit terimlerde biraraya geldikleri yerler olmuş; ama bu biraraya geliş türlü korkular da doğurmuş. Hamamdan uzaklaştıran dini söylemler içinde, avret yerleri ve din ilişkisini kuran hadislerin8 aksine hamamların tam anlamıyla in ve cinin top oynadığı yerler olduğu inancına popüler İslam metinlerinde rastlanıyor (İmam-ı Şibli, 1995). Bu ikinci tema aynı zamanda erkekler hamamı hikâyelerinin bambaşka bir şekilde anlatıldığı metinlerde de yeniden biçimlenerek ifade buluyor (Mesela İkarus, 2000). Tarihsel metinlerde hamamda rastlanan ürkünç kişilerse modern mekânlarda yeni dışavurum biçimleri bulmuş ve hamamda cisimleşmiş olan korku, bu mekânları var eden insanlara kulak verilerek, bir tarafından tutulabilecek şekilde dönüşerek, mekânla ilişkide kalmış (Faroqhi, 1979). Yani buharın herkesi benzer, herkesi güzel göstermesi, bedenleri iltifat ederek sıradanlaştırması buharın ortadan kalkmasıyla korku ve çekinmeyle yer değiştiriyor. Farklı olandan korku, dışardan kimse anlaşılmasa da biçim değiştirerek yeniden yeniden varlığını teyit ediyor.

Hamamın bu dahil eden ortamında, dahil olmayanların, örneğin İstiklâl mahallesinin -bir çoğu natırların arkadaşı olsa da- hamama nadiren gelen kadınlarının ve kaygılarının temsilcisi bir yerde natırlar. İçerideki “külotsuz gezmek yasaktır” levhası aslında çok yakın zamana kadar -2005 yapımı Döngel'de hâlâ- hamamın vazgeçilmezi olan peştamalin zamanının geçmekte olduğunu gösteriyor yavaş yavaş. Mahallelilere parasal sebeplerden başka neden hamama gitmediklerini sorduğumuzda “avret yerleri görünüyor” diyorlar, ya da “peştamal kullanmak bir sanat, aslında... ama, fıkıh kitapları yazıyor ya, cinler gidiyor oralara.”

152

153

Buradaki adap ve adabın tartışılmasında bedenin yeri, 2007 senesinde Chris Beasley ve Carol Bacchi'nin ortaya attıkları toplumsal-ten kavramını ve onun etikle ilişkisini bir kez daha gerçekleştiriyor. Bedenlerden koparılmış olarak düşünülen ve karar alma pazarlıklarıyla tanımlanan demokratik süreçler burada doğrudan bedenlerle ilişki halinde işliyor (Beasley, 2007: 282). Ne var ki, bir yandan tarihsel bir biraradalık kültürünün güvenilen natırlar üzerinden yeni gereksinimlerle örtüşmesi gerçekleşirken -örneğin eskiden saklanacak olan avret bölgesi göbek ve diz arası iken artık memeler, kalçalar ve cinsel organlar- dini kurallara meydan okunması çerçevesinde eskisi parçalara ayrılırken cin hikâyeleri gibi en tekinsiz kısımlarının korunup yeni edep kurallarını da işlemez hale getiriyor.

Bu parçalanma en çok mahalleliler eskiden gittikleri şimdi gidemedikleri bir yer olan hamamı hatırlarken belli oluyor. İçerdeyken dışarısı hakkında fikir yürütmek ya da ahkâm kesmek ne kadar mümkünse, dışardayken de içeriyi yeniden yaratma süreci başlıyor. Spor salonuna veya yüzme havuzuna kimin alınıp kimin alınmayacağı meselesinde de gündeme gelen ayrımcılık suçlaması ekseninde, ayrımcılığın aslında nasıl da bu kavga ederken dahil eden, davet ederken ayıklayan mekânın ve onun modern hallerinin içinde olduğunu anlatıyor mahalleliler: Eskiden bildikleri, gittikleri, yıkandıkları, biraraya geldikleri hamama şimdi inleri cinleri şeytanları yakıştırıyor, eski korkuların yeni sonuçlarından söz ediyorlar. Hamamda adap yokluğunu mahalledeki adap yokluğuyla da ilişkilendiriyorlar. Öznur hanım semti kontrolü altına alan ve dar sokaklarını otoparka dönüştüren mafya hakkında “biz eskisinden de şikayet ediyorduk ama onlar daha iyiydi, en azından yol yordam bilirdi” diyor. Hamam da bu minvalde bir geçmiş, bir tarih olarak, bir edep kaynağı, kültür hazinesi olarak değerli; ama şimdiki zaman olarak, mahallelerinin ortasında herkesin gelip gittiği, mahalleye de arabasını park ettiği bir mekân olarak, adabın ortadan kalktığını düşündükleri bir mekân olarak pek de hoş görülmüyor.

153

154

Daha önce kadınlara İslam içerisinde marjinal yer sağlayan bir mekân olarak türbeleri çalışmıştım (1998). Kadınların ağırlıklı olduğu başka bir dış mekân olan türbelerin de tarihî tarafları ağır basıyordu. Bu anlamda bir başka on altıncı yüzyıl yapısı olan Karyağdı Sultan türbesi ile Şengül Hamamı hem yapı olarak hem de geçmişlerinin nereden ve hangi “gerçek” tarihî olaydan başladığının bilinmemesi açısından benziyorlar. Ama türbelerin gündelik hayatı hamamlardan çok daha fazla devletin kontrolünde ve türbe adabı mütemadiyen levhalarla ve görevlilerce belirleniyor (Akşit, 2008). Üstelik türbelerin geçmişi, cumhuriyetin kurucu kanunlarından olan 1925 tarihli, 677 numaralı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Ünvanların Men ve İlgasına Dair Kanun ile adeta iptal edilmiş (1925). Bu açıdan türbede tarih, hamamda olduğundan da daha kopuk. Tam da bu kanun çıktığı yıllarda eski bir evliya mezarının üzerine inşa edildiği söylenen Marmara hamamı ise bu iki mekânı bünyesinde birleştiriyor. Yeni bir mekân olduğu için tarihi yok, ama bir efsaneye sahip olduğu için çekiciliği var. Ne var ki, Şengül Hamamında olan kural koyma refleksi burada o kadar güçlü değil. Şengül’deki temizliğe, kokuya, belli yerlerin örtünmesine duyarlı natırlar Marmara hamamında çok daha büyük bir serbestlikte davranabiliyor.

Marmara hamamında olmayan tarihselliği, hamamın emektar natırlarından Münevver hanım tarihî evinde yeniden yaratıyor on bir aileden oluşan kiracılarıyla birlikte. Bir başka evde, hamam çalışanlarının tarihsel kaynağı olan Tokat Niksarlılar ölü yıkayıcılık yapıyorlar. Canlıları da ölüleri de yıkayanların aynı yerden gelmesi hamamın yeniden doğuran işlevinin altını çiziyor, bir yandan da tedirgin ediyor. Ürküten bir güce dahil olmaktan, bir an farklı hissedip, öbür an aynı olacak olmaktan kaynaklanan bir tedirginlik hissi yaratıyor. Senden habersiz biraraya gelmiş bedenlere katılmanın verdiği bir güç de var bu histe. Üstelik sadece çıplaklıkla da ilgili değil bu korku; çocukken değil ama büyüdükten sonra çayırlarda oynanan oyunlara katılmadan önce hissedilen korkuya benziyor, ya da parkta tanımadığın insanlarca ama topluca yapılan spor aktivitelerine...

154

155

Bağlılığı kuvvetli bir kamusallığa dışarıdan dahil oluş korkusu bu belki. Ve hamamların kamusal alan değil de yarı-kamusal alan olarak tanımlanmasının bir sebebi. Tarihsel olarak, birinci dünya savaşına kadar kocalarını matriyarklar ve hostesler olarak kamusal alanda destekleyen ama kendileri burada faaliyet göstermeyenleri ve bu ikircikli alanın bürokratikleşmesini işaret ediyor (Landes, 2003: 32). Günümüzde “yarı-kamusal”, özel olmayan, ama devlet kütüphanesi, parklar gibi de kamuya açık olmayan mekânlar için kullanılan bir kavram (“Semipublic,” 2008). Yani sadece kamunun bir kısmının bilgisine açık. Sadece kadınların gittiği yerler erkeklere açık olmadıkları için daha kolay böyle adlandırılabiliyorlar, ama sırf erkeklerin devam ettiği kahveler, hatta kadınlara yaşam alanı tanınmayan parklar kamusallığın en nadide örnekleri olarak düşünülüyor. Adeta kadınların bir yerdeki varlığı kamusallığını azaltırmış gibi bir adlandırma söz konusu.

Ben her ne kadar bir özel-kamusal-yarı-kamusal adlandırması kullanılacaksa hamamların kamusal alan olarak adlandırılmasından yana olsam da, yer-mekân-beden ve cinsiyete olan ilginin artmasıyla ikiliklere yeterince meydan okumayan yarı-kamusal lafının karşılamayacağı bir üçüncü mekândan söz edilmeye başladığını ve hamamın da böyle bir gereğe işaret eden yerlerden biri olduğunu hatırlatayım (Boys, 1998: 204). Hamamda konuşulan kimin hangi yoldan geldiği, ne problemler yaşadığı, edep problemlerinin nasıl halledileceği, şehirde yaşam stratejileri gibi konuların bu kadar derin tartışıldığı az mekân düşünebiliyorum. Üstelik hamama gelmenin avam olması, normalde Türkiye'de adeta seçkinlik alameti olan kamusallığın dönüşümü açısından önemli artıları da beraberinde getiriyor. İnönü döneminde olan, İstanbul valisi Fahrettin Kerim Gökay'a da atfedilen, gazete manşeti olarak da hatırlanan meşhur “halk plajlara akın etti vatandaş denize giremiyor” denklemindeki halkın vatandaşa dönüştüğü, şehrin sakini/citizen olduğu, üstelik tırnak içindeki manşette dışlarken bile ihmal edilen kadınların dahil olduğu bir kamusal alan bu.

155

156

Ferzan Özpetek'in Hamam filminde, Pandora'nın kutusu gibi kapısı açıldığında hangi yönleriyle hayatlarımızı etkileyeceğini bilemediğimiz bir zamansal ve mekânsal yüzleşmeye aracı olan hamam böylece edep tartışmalarına sahne olurken, kadınlara da tarihle ve birbirleriyle ilişkileri için son bir gözden geçirme imkânı sağlıyor.


İsim, Şehir, Hayvan

Ne var ki bu sahiplenme ve yüzleşme uzun sürmeyecek gibi görünüyor. Bir yandan işletmeci için hamamı çalışır durumda tutmak giderek masrafını karşılamamaya başlıyor. Sadece su ve ısınma masrafları değil, harcadığı su ve ısının çevreye etkisi de, eğer bir geri dönüşümün parçası olmazsa, hamamı uzun dönem için devam ettirilemez bir lüks yapıyor. Hiçbir hamamcı Otelciler ve Hamamcılar odasının fiyat tarifesini uygulayamıyor, çünkü o zaman da müşteri gelmiyor. Genelde tarihî hamamları, özelde Şengül Hamamını yavaş yavaş ulaşılamaz kılan bir başka etkense kendisini çevreleyen mahallelerinin kaderi.

Bu mahalleler uzun zamandır ellenmedikleri ve kendilerini ayakta tutmak için gerekli çabalar gösterilmediği için kötü durumdalar. Bu yüzden artık ev sahipleri bu evlerde oturmak istemiyor ve yüksek fiyatlara kiracı da bulamıyorlar. Üstelik kiraya verdiklerinde evlerin daha da yıpranmış olduğunu görüyorlar. Ayrıca evlerde banyo olmadığı, lağım sistemi de her evde yedi veya on bir aileyi kaldıramayacak durumda olduğu için yaşama koşulları gerçekten kötü. Bu saatten sonra yıkılmaktan ya da otopark mafyasınca yakılmaktan kurtulan evlerin restore olması şu anda içlerinde oturanların gerçekleştirilebileceği bir projeymiş gibi görünmüyor. Olası bir kentsel dönüşüm çok yakın görünüyor, Büyükşehir Belediyesi semt üzerinde dönüşüme dair tasarruf yetkisini Altındağ Belediyesi’nden devralmış durumda. Bu çeşit bir değişim gerçekleşirse, ya Hamamönü'nde olduğu gibi evlerin en azından bir kısmı restore edilecek -bir aralar Murat Karayalçın'ın Belediye Başkanlığında denenmiş, ama bu da sürdürülmesi gereken bir proje olduğundan tavsamış- ya da semt olduğu gibi “temizlenecek.”

156

157

İstiklâl mahallesinin etrafı onlarca senedir tarihinden temizleniyor, ayrıca sanıldığı gibi sadece gecekondulardan müteşekkil olmayan Bentderesi de kentsel dönüşüm adı altında neredeyse tamamen yıkıldı. Bu durumda hamamın turistik tarafı ön plana çıkacak, ama bir süre için ulaşılamaz olacak, sonra da yine tarihle bir bağ sağlasa da bu çevresinden koparılmış bir tarih olacak. Mahalleyle hamamın görünür olmasa da paralel olan bağlantısından söz etmiştim. Mahalle ortadan kalkarsa belki hamamın müdavimlerinde değil, ama çalışanlarında ve Ankara'nın tarihiyle ilişkisinde ani bir değişiklik olacak.

2006 Kasım-Aralık aylarında mahallenin tek ilkokulunda mahallenin mahalleli ve mahalleye gidip gelen çocuklar tarafından nasıl algılandığı ile ilgili bir atölye çalışması düzenledik. Çocuklar bizim hamamla ilgilendiğimizi zaten çalışma başladığından beri biliyorlardı ve çalışma başladığından beri içindeydiler; ama kolajlarını yapar, resimlerini çizerken hamamla hiç ilgilenmediler. (Resim 12) Mahalleyi düşünürken büyük yeşil alanlar, futbol sahaları, karate salonları, salıncaklı kaydıraklı parklar hayal ettiler. Mahallenin çöpler, yabancı arabalar, dumanlar, arada bir serbest bırakılan doberman gibi sevmedikleri özelliklerini, ağaçlar hayal ederek temize çektiler.

Fas'taki dokuzuncu yüzyıldan beri varlığını sürdüren medina, eski şehirde yaptığımız çalışmada, yine çöpler, az yeşillik, hatta şehrin ayrılmaz bir parçası olan lağım kokusuyla çevrelenmiş Seffarine Hamamının etrafında yaşayan kız çocukları da çalışmaya dahil olmuştu. Hamamda çalışan kadınlardan Zeyneb'in beş yaşındaki kızı Henne elimden tutmuş ve bana hamamın çevresindeki dar sokaklarda kendi yaşam alanının turunu attırmıştı. Tüm tehlikelerine, suç oranına, pis sokaklarına rağmen bu dev mahallede trafiğin olmaması orayı küçük kız çocukları için bile sokakta dolaşılabilir bir yer yapıyordu. Sokakta rastladığım dört yaşındaki İkram da bizi köşedeki evine götürüyor, yine bir çok ailenin bir arada yaşadığı bu tarihi evi tanıtıyordu.

İki mahalle arasında elbette kültür farkı da vardı ama İstiklâl mahallesinde o kadar küçük çocuklar ancak daha büyük çocuklarla çevrelenmiş olarak oynuyordu. Üstelik köşedeki yufkacıda çalışan Bedrana'nın oğluna araba çarptığından beri bütün çocuklar çok daha az dışarı çıkıyordu.

157

158

Mahalleli imza toplayıp Bedrana'nın evinin önündeki alanı trafiğe kapattırmıştı ama burası aynı zamanda otoparkçı ailenin evinin olduğu alan olduğundan, kullanılmaya kalkışıldığı anda olay çıkıyor, yaralanmalar, vurulmalar yaşanıyordu. Aslında bütün bunlar, başka semtlerden İstiklâl mahallesine gitmeden düşünüldüğünde akla gelen, özellikle sınıfsal farklılık temelli ve bir çok Ankara sakininin buradaki hamamdan haberdar olmasını, olsa bile oraya gitmesini engelleyen tehlikeler (Pain, 1997: 238). Yine de, Şengül hamamının müşterilerinin oraya gelirken başlarına bu çeşit olayların gelmediğini düşünmeleri şaşırtıcı değil. Esas şaşırtıcı olan, kadınların devam ettikleri birçok yeri çevreleyen tehlike söylemi.9 İlerleyen paragraflarda bu söylemin kadınların parklara gidişini nasıl etkilediğinden söz edeceğim.

Ama burada durup bu söylemin kadınların kendilerini korumakla ve şehirdeki yaşamlarını kolaylaştırmakla mükellef kurumlarla ilişkilerindeki aksaklıkların ne kadar parçası olduğu üzerinde düşünmekte yarar var. Vakıflar müdürlüğü kendisini zaten bu mahalleyle ilgilenmekte yükümlü görmüyor, aslında bir çok kurum, doğrudan buradaki evleri de ilgilendirse sorumluluğun başka bir kurumda olduğunu söylüyor ve bu böyle devam edip gidiyor. Dahası, bu evlerin içinde yaşayanlar, örneğin evlerinin içinde tuvalet yaptırmak gibi değişiklikler yapmak istediklerinde bürokrasinin çok yıldırıcı olduğundan yakınıyorlar. Altındağ Belediyesi bu çerçevede mahalleyle en çok ilgilenen kurum olarak öne çıkıyor. Belediyenin zabıtası mahalleyi iyi biliyor ve hamamla da mahalleyle de bütünleşik olarak ilgileniyor. Yardım yapma konusunda da iyi işleyen Belediye bu faaliyetlerini duyurmak konusunda da oldukça başarılı. Ama kadınlar belediyeyle ilişki kurmak konusunda bir aracıya ihtiyaçları olduğunu düşünüyor ve mesela çocuklarına defter kitap yardımı hakkında soru sormak için belediyeyle onlardan daha fazla ilgisi olmayan benden yardım istemek zorunda hissediyor.

158

159

Kısacası yönetimle umursamazlığın egemen olmadığı ilişkilerde de kopukluk var.10 Her ne kadar imza toplayıp mahallede bir değişikliğe yol açabilmiş olmak bu ilişkide yeni bir perde açabilecek gibi görünse de, sırf bu eylemlerinden dolayı çektikleri sıkıntılarla polisin baş edemediğini ve otoparkçı aileyi koruduğunu düşünüyorlar.

Belediye zabıtasından Eyüp Bey gibi kişisel sevimliliğiyle bu ilişkilere yeni bir yorum getiren insanlar da var, ama onların mahalleye bakışı da çok dışardan. “Şu restore edilmeyi bekleyen tarihi bir... zavallı bir ev” diyor mesela mahalleyi bu sefer başka bir gözle, bu sefer kameralı bir adam olarak gezerken (İstiklâl sakinleri, 2006: 12:35).11 Belki ilk kez, tarihî evlere, “bu insanlar yaşadığı bu güzelliğin farkında mı acaba,” diye bakarken o evlerin sorumluluğunun yine sakinlerinde olduğunu ima ediyor (İstiklâl sakinleri, 2006: 12:40).

Mahallenin sakinlerinden Ömer bey ve Mustafa bey ise kamerayla birbirini çekerken, “devlet bize sahip çıksın” deyip gülüyorlar, içinde bulundukları düğümle dalga geçebiliyorlar (İstiklâl sakinleri, 2006: 14:44). Mahallenin, mahalleyi iyi bilen çocuklarından Saadet ise kentsel dönüşüm senaryolarını getiriyor aklına ve “buralar yıkılırsa biz de ev ya da öyle yerler bulamayız!” diye not ediyor, sonra düşünüp ekliyor, “ama ev... bina... işte demir yerler, öyle yerler yıkılmıycakmış” (İstiklâl sakinleri, 2006: 15:42). Sadece var olanı korumak değil, okuldaki atölye çalışmasında çocukların neredeyse hepsinin resimleriyle ifade ettikleri ortak hayallerini de gerçekleştirmek istiyor ve özetliyor, “İnşallah mahallemize güzel parklar yaparlar. Yıkılmasını istemiyoruz.” İstiklâl mahallesinin, Sevgi'nin “buranın mahallesi güzel ama bazı insanlarını sevmiyorum” sözleriyle ifade ettiği gibi suçla beraber anılmasının çözümünün oraların yıkılması olması kararına katılmıyorlar, ama içinde yaşamakta zorluk çektikleri bu alanda yıkıntıların üstüne park yapılacağı senaryosu onlara çekici gelmeye devam ediyor (İstiklâl sakinleri, 2006: 18:27, 16:40).

159

160

Park

Halbuki Ankara'ya son dönemde eklenen Göksu Park gibi yeşil alanlar, hep şehrin alışveriş merkezlerinin de yer alabileceği genişlikte alanlara sahip olan dış eteklerine yapılıyor. Şehrin içinde yıkılan yerlere ise, Bentderesi projesinde olduğu gibi sadece alışveriş merkezleri yapılması planlanıyor.

Şehrin içindeki Kuğulu Park, Kurtuluş Parkı gibi yerlerse çok merkezî olduklarından, varlıklarını sürekli küçülme ihtimaliyle beraber sürdürüyor. Bir yandan tırtıklanıyorlar ama öte yandan da hem belediyenin koyduğu büyükler için jimnastik aletleri ile hem de bu aletlerin koyulması için başlıbaşına sebep oluşturan kadın-erkek, genç-yaşlı birçok şehirlinin parklarda egzersiz yapmaya başlaması ile daha önce emsali görülmedik park kullanım pratiklerine de sahne oluyorlar. Alt orta sınıflara üst sınıfların imkânlarını tattırma vaadiyle iktidarda kalan Büyükşehir Belediyesi, egzersiz konusunda da yine bu tadış için zemin hazırlıyor. Söz konusu aletlerin kullanımı bambaşka bir makalenin konusu, ama bu yanyana duran aletlerde erkeklerin sayısı arttığında kadınların, kadınların sayısı arttığında da erkeklerin çekildiğini ve gayet iki cinse de açık ve iki cinsin de bulunduğu bir ortamda yer alan bu aletlerin cinsiyetlendirilmiş kullanımını çok ilginç bulduğumu söylemeliyim.

Yani hemcinslerle biraraya gelmek için de tarihle ilişki kurmak için de sadece hamam gibi ya da türbeler gibi tarihi mekânları değil, kimi zaman yeşil alanları da ziyaret edebileceğimizin bir göstergesi bu parkta yaşanan sosyal ve kültürel değişimler ve süreklilikler. Yürümek gibi kadınların da kendilerine ait hissettikleri bir beden hareketi ile çizilen bir şehir haritasındaki önemli sosyallik merkezleri tam da bu gibi noktalarda olabilir.12

160

161

Bedeni sosyo-kültürel olarak düşünmek ve bedenlerle şehirleri rahatlıkla birleştirebilmek için, şehrin sadece mimarî eserler, yollar ya da sadece ilişkiler, faaliyetler, süreçler olmadığının bir göstergesi olarak da park, ya da isminin illâ park olması gerekmez, kare olmayan, beton olmayan, total-kurumlara ait ya da onların sembolü olmayan meydanlar çok önemli, hele de eski biraraya gelme mekânlarının, beton olmayan meydanların, piknik alanlarının, açık hava sinemalarının yok olduğu Ankara gibi şehirlerde (Grosz, 1995: 103-5).

Burada, kadınların kamusal alanlarındaki dönüşüm ve tarihle kurulan sürdürülebilir ilişki bağlamında, elbette yine sınıflı ve özelde de orta sınıfla alâkalı olmakla beraber, sınıf öğeleri fazla ayrışmış ve altı çizili olan güzellik salonu ve spor salonundan daha çok hamama benzediğini düşündüğüm Kurtuluş parkından kısaca bahsederek bitirmek istiyorum. Aslında Ankara'nın ilk parkı olan Gençlik Parkı İstiklâl bölgesine daha yakın ama bu park artık tehlike ile özdeşleşmenin son raddesinde olduğu ve kadınlar açısından en olumsuz deneyimlerin yaşandığı parklardan biri olduğu ve lunapark aktiviteleri de paralı olduğu için, semtlerinde park hayal eden çocuklar tarafından anılmıyor bile (Oğuz, 2000: 171). Öte yandan Kurtuluş Parkı, diğer parkların aksine farklı sınıfları birleştiren, farklı semtlerden -Cebeci, Kurtuluş, Sıhhiye, Kolej hatta Seyranbağları ve Esat- yürüyerek ulaşılabilen, eski şehir ile yeni şehir arasında bir park.13 Parkın kırk küsur yıllık bir müdaviminin anlattığına göre, aynı Seğmenler Parkı gibi düzgün planlama sonucu değil de bir Ankaralı'nın Ankara halkına bırakmasıyla oluşan bir yeşil alan burası. Cumartesi - Pazar günleri çok dolu olmakla beraber yine de kocaman ağaçların gölgelediği yollarında yürümek Cebeci-Ulus civarında başka yerde bulunamayan bir kent özelliği (Krenichyn, 2006).

Kurtuluş parkına sürekli gelenlerin dediğine göre kimi belediyeler zaman zaman ucundan satmaya yeltense de burayı bağışlayan Ankaralı'nın çocukları ve onların avukatları buna mani olmuşlar. Ne var ki günün birinde gelip parkın ortasına oturan mafyayla Ankaralı'nın çocukları ve onların avukatları şöyle dursun, Büyükşehir Belediyesi bile başedememiş.

161

162

Parkın tam ortasındaki bu etrafı dikenli tellerle örülü düğün salonu/ futbol sahası/ çay bahçesi kompleksinin etrafından dolanan altı yüz metrelik koşu/yürüyüş parkurunda, genellikle buraya her gün gelen emekli amcalar, pardösülü teyzeler, sporcular, iyileşmeye çalışan sakatlar, bebek arabalı kadınlar gün be gün egzersiz yapıyorlar. Sınıfsal olarak yine orta sınıfın çeşitlemelerinden oluşan bu grup öyle bir cemaat oluşturmuş durumda ki parka takılan ve kızlara laf atan izinli askerler gibi maço gösterilere anında müdahale ediliyor bu grup tarafından.

Öte yandan sabahları erken saatlerde özellikle ilginç oluyor bu park. Zılgıt çekerek sabah jimnastiği yapan ve birbiriyle burada tanışan bir grup kadın geliyor mesela ve daire şeklinde dizilip sırayla birbirlerinin gösterdiği hareketleri yapıyorlar iki-üç saat boyunca. Bu süre zarfında katılanlar ve ayrılanlar oluyor, bazı kadınlar diğerlerinden daha çok grubun yönetimini ele alıyorsa da, grubun açık, katılımcı ama cinsiyetli niteliği bozulmuyor. Eski Roma topraklarında jimnastikle yakından ilgili olan hamam kültürünün zamanla yok olmuş olan egzersiz boyutu burada yeniden yapılanıyor.14 Cinsiyetli alanlar hamam örneğinde olduğu gibi ne tek başlarına tahakkümün göstergesi ne de kadınların özel alana kitlenmişliğinin. Ama burada kadınlarla birlikte Jimnastik yapan eşcinsel bir adam da anlaşılan kendisini diğer sabah jimnastikçisi grubuna ait hissetmiyor. Diğer grupta emekli amcalar egemen ve beden eğitimi derslerinde yaygın olduğu usulde yüksek sesle ve sürekli askerî disipline davet eden sertlikte emirler yağdırıyorlar.15

162

163

Bu grup çok daha kalabalık ve heterojen, ama birinci grubun sporun özgürleştiriciliğine katkısı çok daha fazla görünüyor (Korzeniowska, 2005: 9). İki grup birbirine parkurda karışıyor, hatta başka parklarda olup burada bulunmayan kondisyon aletlerinin bu parka da konulması için imza topluyorlar ve parkur üzerindeki ağaçları iletişim için kullanıyorlar. Ama burada da cinsiyetli haller devam ediyor: Kadınlar sıklıkla beraber yürüyor, erkeklerse daha çok yalnız. Beraber yürüyen kadınlar genellikle zaten parkta tanışmış oluyorlar ve birbirlerini dayanışma amaçlı kollamaya başlayıp sonunda yanyana yürüyerek devam ediyorlar.16 Tanımadıkları kadınlara, örneğin kıyafetlerinden dolayı laf atıldığında laf atanlarla mücadele ediyorlar. Yeni bir ahlâk burada da oluşuyor, üstelik dikkat çekmeyecek kıyafetler ve sessizlik gibi kadınların erkeklerin çoğunlukta olduğu mekânlarda başvurdukları stratejilerin ötesinde, zılgıtıyla spor kıyafetiyle, farklı yaşlarda ve fiziksel kondisyonlarda kadınların ortak dik ve sert duruşuyla bedenlerin biraradalığından doğan bir ahlâk.17 Tehlike algısı da mücadele ettikçe ve hamamda olduğu gibi aileyle ve arkadaşlarla gidilen ve buluşulan yerlerde azalıyor, mesela hamilelik şehrin bir çok yerinde bir kadının hareket alanını kısıtlar, tehlikeyle yüzleşmesi ihtimalini ortadan kaldırırken kadınlar burada rahat ediyor (Krenichyn, 2006: 640; Koskela, 1997: 307). Kısacası hamamda içerde olunduğu için şikayet edilen ama dönüştürülemeyeni parkta dönüştürmek için gerekli hareket kabiliyeti var.


Sonuç

Burada tartıştığım kadarıyla “geleneksel” mekân olan hamam da “modern” mekân olan park da kadınlar için tarihle belli bir ilişki sağlıyorlar ve her ikisi de etrafı tehlikelerle çevrili ve eski şehir dokusunun içinde yerler. Bu tehlike, kamunun erkek egemen ve sınıfçı tanımının kayırılması söyleminin önemli bir parçası ve devlet - kadınlar ilişkisindeki problemlerle yakından ilgili.

163

164

Bu anlamda kadınlar hamamına yakıştırılan yarı-kamusal yaftası da bu söylemin bir türevi ve kadınların diyaloğunun kamusal niteliğinin tanınması ihtimalini ortadan kaldırıyor. Halbuki kadınlar hamamında ve şimdilerde Kurtuluş Parkında, son derece kamusal diyaloglar üzerinden yeni ahlâki çerçeveler oluşuyor ve bu anlayışlar devamının nasıl geleceği belli olmayan hamamdan yeni yerlere de taşınıyor.

Yeni mekânların, parklar gibi, aslında kadınlara yaşam şansı tanımayan mekânların devralınmasıyla oluşabilmesi de umut verici. Hamamın içinde bulunduğu İstiklâl mahallesindeki kız çocuklarının hayal ettikleri parkın burunlarının dibinde olması ama cinsiyetleri ve maddi durumları sebebiyle Gençlik parkına gidememeleri, aslında yaşanılan şehrin geçmişiyle üzerinde durulmamış türden bir biraraya gelme ilişkisi sağlayan yeşil alanların modern saiklerle ne kadar cinsiyetli ve sınıflı kurulduğunu gösteriyor. Ama hemen yanıbaşlarında değil de bir iki mahalle uzaklarında da olsa bu kuruluşa yine kadınlarca meydan okunuyor. Bu meydan okumanın Gençlik Parkı gibi etrafı “kamusal alan” sanılan devlet binalarıyla çevrelenmiş bir parkta değil, bir mahalle parkı sayılabilecek ama farklı mahallelerden gelen kadınlar tarafından kullanılan Kurtuluş parkında gerçekleşmesi, artık mahalleliden başka herkes tarafından kullanılmaya başlanan mahalle hamamının kadınlar için yarattığı tarihle ilişki ve kamusallık penceresinde bir devamlılık arz ediyor.

Hamamın geleceği, her ne kadar şu sıralar tarihî hamamlar da yeni hamamlar da -özellikle başka ülkelerin hamamları, mesela Fas hamamları Mısır'da- moda olsa da artık kimi siyasî faktörler ve çevre faktörleri -suyun fazla kullanılması, suyun geri kullanılamaması, az kişi için suyu sürekli ısıtmak zorunda kalmak vs- sebebiyle pek parlak görünmese de, böyle mekânlarda yaratılan ilişkilerin başka yerlerde yeşermesi kadınların kamusal alanları incelemeleri açısından takip etmeye değer bir izlek.

164

165

Kaynaklar


Ahmet Rasim. Hamamcı Ülfet. İstanbul: Arba Yayınları, 1987.


Hakan Algül. Döngel Karhanesi, Medyavizyon, Türkiye, Renkli, 2005.


Elif Ekin Akşit, “Ankara’nın Kılıkları,” Sanki Viran Ankara. Funda Şenol Cantek (ed.), İstanbul: İletişim Yayınları, 2006.


------- “Remembering to Forget: the Jewish District in Ankara,” Putting Memory in Place. Indiana Üniversitesi, Bloomington, 21-23 Şubat, 2007.


-------“Women, the Modern State and Religious Space in TurkeyMediations in Cultural Spaces: Structure, Sign, Body. John Wall (ed.), Newcastle: Cambridge Scholars Publishing, 2008.


-------, Patterns of Spiritual Involvements of Women in Ankara. Unpublished Master’s Thesis for Gender and Women’s Studies Department, Middle East Technical University, Ankara, 1998.


Ayten Alkan. Yerel Yönetimler ve Cinsiyet: Kadınların Kentte Görünmez Varlığı. Ankara: Dipnot Yayınları, 2005.


Chris Beasley and Carol Bacchi. “Envisaging a New Politics for an Ethical Future: Beyond Trust, Care and Generosity Towards an Ethic of `Social Flesh.' Feminist Theory. 8, 2007, s.279-298.


Jos Boys, “Beyond Maps and Metaphors? Rethinking the Relationships between Gender and Architecture,” in New Frontiers of Space, Bodies, and Gender. Rosa Ainley (ed.) London: Routledge, 1998.


Jacquelin Burgess. “Women and Urban Woodland.” New Frontiers of Space, Bodies, and Gender. Rosa Ainley (ed.) London: Routledge, 1998, s. 115128.


Robert Dankoff. Ottoman Mentality: The World of Evliya Celebi. Leiden: Brill Academic Publishers, 2004.



Esat Arif. Hamam ve Usul-ü İstinnam. İstanbul: Mühran Matbaası, 1306 h


Garrett G. Fagan. Bathing in Public in the Roman World. Ann Arbor: University of Michigan Press, 2002.


Karen A. Franck. “A Feminist Approach to Architecture.” Gender, Space, Architecture. London: Routledge, 2000, s.295-305.


Suraiya Faroqhi. “The Life Story of an Urban Saint in the Ottoman Empire: Piri Baba of Merzifon” Tarih Dergisi, 32: 653-78, 1979.


Elizabeth Grosz, Space, Time, and Perversion: Essays on the Politics of Bodies. Routledge: New York, 1995.


Şarmut A. İkarus. “Beden Masalları,” Kaos GL, Gey ve Lezbiyen Araştırmaları Dergisi. Persembe, 13 Ocak 2000, http://www.kaosgl.com/dergi/index.html.


İmam-ı Şibli. Cinlerin Esrarı. (çev: Muhammed Ferşad) İstanbul:Ferşat Yayınları, 1995.


Steven D. Kale, “Women, Salons, and the State in the Aftermath of the French Revolution,” Journal of Women’s History: Women and the State, Vol. 13, No. 4, Winter 2002.


Biray Kırlı. “The Play of Memory, Counter-Memory: Building İzmir on Smyrna's Ashes.” New Perspectives on Turkey. 26, 2002, s.1-28.


Victoria B. Korzeniowska. “Gender, space and identification in Femmes du Maroc and Citadine.” International Journal of Francophone Studies. 8 1, 2005, s. 3-22.


Hille Koskela. ''Bold Walk and Breakings': Women's Spatial Confidence versus Fear of Violence.” Gender, Place & Culture. 4:3, 1997, s. 301-320.


Joan Landes. Women and the Public Sphere in the Age of the French Revolution. Ithaca: Cornell University Press, 1989.


Mustafa Kınalı. “Hıristiyan olduğu için spor merkezinden kovuldu,” Hürriyet. http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~1@tarih~2004-03-17-t@nvid~384562,00.asp, 17.03.2004.


Kira Krenichyn. “‘The Only Place to Go and Be in the City’: Women Talk about Exercise, Being Outdoors, and the Meanings of a Large Urban Park.” Health & Place. 12, 2006, s. 640.


Joan B. Landes. “Further Thoughts on the Public/Private Distinction.” Journal of Women's History. Summer2003, Vol. 15 Issue 2, s. 28-39.


Martina Löw. “The Social Construction of Space and Gender,” European Journal of Women's Studies. Vol. 13(2): 119–133, 2006.


J. C. Mardrus, Book of the Thousand and One Nights, Volume 3. Florence: Routledge, 1986.


Pauline Marne. “Whose public space was it anyway? Class, gender and ethnicity in the creation of the Sefton and Stanley Parks, Liverpool: 1858-1872,” Social & Cultural Geography, 2, 4, 2001, s. 421-443.


Mihayyil b. Nikola b. İbrahim Sabbağ. Kitabu Müsabakai'l-Bürüt ve'l Gamam fi Saati'l-Hamam: La Colombe, Messagere Plusrapide Quel'eclair. Paris: Matbaa-i Sultaniye, 1805


Sevim Odabaş, “Modern beden kültüründe güzellik salonlarının yeri: Ankara örneği,” Toplum ve Bilim 
104, 2005.


Dicle Oğuz. “User surveys of Ankara's Urban Parks.” Landscape and Urban Planning. 52,2000, s.165-171.


Ferzan Özpetek. Hamam. İstanbul: Promete Film Yapımı, 1997.


Arzu Öztürkmen. “Mehmet Fetgeri Şuenu ve Kadında Terbiye-i Bedeniye.” Tarih ve Toplum. XXXVII, 219, Mart 2002, s. 4-9.


Rachel H Pain. “Social Geographies of Women’s Fear of Crime.” Transactions of the Institute of British Geographers. 22, 2, 1997, s. 231-244.


Fatima Sadiqi. Women, Gender and Language in Morocco. Leiden: Brill Academic Publishers, 2003.


Mustafa Sarıipek. “Sadece Müslüman kadınlar...,” Radikal. http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=198091,  8 Eylül 2006 .


Cyrus Schayegh. “Sport, Health, and the Iranian Middle Class in the 1920s and 1930s.” Iranian Studies. 35:4, 2002, s.341-369.


Joan W. Scott “Experience,” Judith Butler ve Joan W. Scott (ed) Feminists Theorize the Political, New York: Routledge, 1992, s.22-40.


Şemseddin Muhammed Salihi. Sec'u'l Hamam fi Medhin Hayri'l Enam. İstanbul: Matbaatu'l Cevaib, 1298 h.


Selim Sırrı Tarcan. Beden Terbiyesi: Oyun, Cimnastik, Spor. İstanbul: Maarif Vekaleti Yayınları, 1932.


Jennifer K. Wesely and Emily Gaarder. “The Gendered "Nature" of the Urban Outdoors: Women Negotiating Fear of Violence.” Gender Society. 18, 2004, s.645-663.


İstiklâl sakinleri. Şengül Hamamı. “Hammam, Aspects and Multidisciplinary Methods of Analysis for the Mediterranean Region”, Ina Ivancenau, Elke Gröen (ed. ve yapım) (Oikodrom –The Vienna Institute for Urban Sustainability)” FP6-2003-INCO-MPC-2 (517704). 9 Temmuz 2006, m. 12:35.





677 Nolu Kanun “Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Ünvanların Men ve İlgasına Dair Kanun.” http://proje.basbakanlik.gov.tr/mevzuat/metinx.asp?mevzuatkod=1.3.677&sourceXmlSearch=. 30.11.1925.


Hamam fi Usul el-Fıkh. Kahire: el-Matbaa el-Kübra el-Emiriyye, 1317


Hamamcılar Esnafı Cemiyeti Nizamname-i Dahilisi. İstanbul: Kseon Matbaası, 1337.


Semipublic,” The Free Dictionary. http://www.thefreedictionary.com/semipublic, 2008.




Fotoğraflar (Belirtilmeyenler 2006 senesinde kendi çektiklerim)

2,3: Jane Hunter, http://hammams.org/photo_oasis/displayimage.php?pos=-116; Safia Taleb, http://hammams.org/photo_oasis/displayimage.php?pos=-82


4,5: Kartal Tibet. Tosun Paşa. Eser: Nazım Hikmet Ran, Arzu Film, Renkli, 1976.


6: Jane Hunter, http://hammams.org/photo_oasis/displayimage.php?pos=-136


7: Ferzan Özpetek. Hamam. İstanbul: Promete Film Yapımı, 1997.


13: “Bentderesi Kentsel Dönüşüm Projesi.” Altındağ Belediyesi Web Sitesi. http://www.altindag-bld.gov.tr/ALTINdag.asp?Belediye=FaaliyetveProjeDetayla&ilgiNo=18, 8 Nisan 2008.




1Makaledeki emeği için Ayten Alkan'a ve saha çalışmasında beraber iş yapmaktan zevk duyduğum Sevin Osmay'a içten teşekkürlerimle.

2 “Hammam, Aspects and Multidisciplinary Methods of Analysis for the Mediterranean Region”, (Oikodrom –The Vienna Institute for Urban Sustainability)” FP6-2003-INCO-MPC-2 (517704)

3 Yıkılma ve Ankara'nın yıkılma tarihini farklı yerlerde kısmen ele aldım ve burada kısaca söz etmekle beraber fazla ayrıntısına girmeyeceğim. (Akşit, 2006, 2007, 2008) Ayrıca ulus-devlet oluşumunda yangın-yıkılma hikâyeleri için bakınız Kırlı, 2002.

4 Kadınların başka alanlarda kısıtlanan lâflarının, hemcinsleriyle beraber oldukları yerlerde ortaya çıkışı için bakınız Sadiqi, 2003: 84.

5Bu hamam oldukça istisnai bir örnek. Gaius Gracchus'un aktardığına göre, Roma'da bir ileri gelenin karısı, erkekler kısmının boşaltılmasını ve orada yıkanmayı istiyor, çünkü erkekler kısmı daha geniş ve güzel. Üstelik hamamlar Roma'da ilk ortaya çıktıklarında kadın ve erkek bölümleri olduğu söyleniyor, ama daha sonra kadınlar bölümleri olmayan hamamlar yapılıyor ve kadın erkek ve karışık yıkanmalar saatlerle düzenlenmeye başlıyor. Sonradan, örneğin Ogüst döneminde sırf erkekler için yapılan hamamlara biraz zorlama bir şekilde eklemlenen kadınlar bölümleri oluyor. Fagan, 2002: 12, 29, 47, 58-59, 62.

6 Salon kavramı ve kadınların ilişkisi için bakınız Landes, 1989; Kale, 2002: 35. Güzellik salonu için bakınız Odabaş, 2005.

7 Bu âdetlere konu olan ciltler için bakınız Hamam fi Usul, 1317; Esat Arif, 1306 h; Mihayyil b. Nikola b. İbrahim Sabbağ, 1805; Şemseddin Muhammed Salihi, 1298 h.

8 Ebu Davud Hammam 1 (4009-4010)'dan Kütub-u Sitte 1(3818) kadınların hamama gidemeyeceği hakkında ve Kütub-u Sitte 4(3821)de ise kadınların hamama gitmesi konusunda farklı yaklaşımlar özetlenmiştir.

9 Parkların ta oluşumundan itibaren sınıf-cinsiyet ve etnisite tahakkümlerini ne kadar perçinleyici oldukları ve tehlike söyleminin de tam da bu noktada oluşturulduğu hakkında bakınız (Marne, 2001: 435). Kadınların başına gelen en tehlikeli şeylerin özel addedilen alanlarda meydana geldiğini bir kez daha tekrarlamaktan zarar gelmez herhalde. (Pain, 1997: 233, 235)

10 Kadınların “tehlike” ile başa çıkma stratejileri içinde devletten, belediyeden veya bulundukları yerden sorumlu merciiden talep etme davranışı da var halbuki. (Wesely, 2004: 657)

11 Film benim ilişki kurduğum insanlara Ina ve Elke'nin Elifhan Köse'nin yardımıyla kamera vermesi, onların da kendi mahallelerini ve mahalle sakinlerini kendilerinin çekmesi sonucu ortaya çıktı.

12 Parkta yürümenin önemi ve birleştiriciliği için bakınız (Krenichyn, 2006: 640).

13 Öte yandan park genel olarak çok sınıf-temelli bir yer (Marne, 2001: 421-443).

14 Spor ve hamam kültürünün cinsiyetli tarafının benzerliğinin Fas'taki tezahürü için bakınız (Sadiqi, 2003: 84).

15 Cumhuriyetin kuruluş yıllarında beden eğitiminin ve orta sınıfı oluşturacak olan kızların giydiği spor kıyafetlerinin ne denli önemli göstergeler olduğu, Selim Sırrı'nın ve kızlarının çalışmaları, başka bir makalenin konusu. (Öztürkmen, 2002; Tarcan, 1932) İran'da 1920 ve 1930’larda işçi sınıfının hizada tutulması için beden terbiyesine yönlendirilmesi için bakınız (Schayegh, 2002: 350.369) Orta sınıf kızlarınsa evişlerine hazırlık olsun diye ve elbette “ulusun gelişmesi için” yönlendiriliyor olmaları Türkiye tarihiyle önemli bir paralellik (s. 352-358).

16 Kadınların parklarda geliştirdiği başka stratejiler için bakınız (Wesely, 2004: 656-7; Burgess, 1998: 127).

17 Duruş için bakınız (Koskela, 1997: 309)